Garip bir mutsuzluk hakim sokaktaki yüzlerde.Havanın soğuğu değil,umutsuzluk,korku yarından birhaber,kavgaya hazır,dumanlı yüzler.Her an patlama için ufak bir kıvılcım bekleyen yada kibriti kendi çakacak olan.Kimisinin yüzündeki çizgiler ağır basıyor,ayakta dik durmasına.Kiminin sevgilisi aldatmış,kendine acımakta.Kimi ise hiç alakasız dünyadan,genetik onun suratsızlığı.
Genel de bir karanlık hakim sokağa.
Eskiyi hatırlıyorum,İstanbul Caddebostanda otururken evimizin yakınlarında geniş boş bir arazi vardı.Biraz üstünde lunapark.Yılda iki kez sirk gelirdi.Ne büyük mutluluktu.Hem sadece benim için değil yaşını başını almış insanlar da mutlu ve gülen yüzlere sahipti.Keyfleri okunuyordu yüzlerinden.Sevgi doluydu yürekleri.Aşk kokuyordu buram buram.Romantizmin fluğ bakışı canlanıyordu bedenlerinde.Tüm kötülükleri silmişler yarınlara umutla bakıyorlardı.Barışın,sevginin,mutlu günlerin tohumlarını serpiştiriyorlardı rüzgarlara.
Kadıköyden Beşiktaşa geçerdik vapurla.Amcamlar Kuruçeşmede oturuyorlardı,kömür depolarının karşısında.Tabiki babaannem ve dedemlerle beraber.Küçük müstakil bir evdi zor çıkılan,yamaçta.Bayılırdık çamurlu yamaçtan aşşağı kaymaya.Altımıza birer naylon torba koyar ve kendimizi rodeo yapan kovboy'lara benzeterek salardık yamaçtan aşşağı.Ufak tefek çiziklerin yanısıra kıyafetlerimizin çamurlanmasıda cabasıydı.Yada bahçenın akasındaki incir ağacına yaptığımız ağaç evine çıkıp boğazı ve karşı kıyıyı izlemekti mutluluk.
Orta halliydi yaşantımız,babam devlet demiryollarında memurdu,annemde devlet su işlerınde çalışıyordu.Hafta sonları kuruçeşmede birlikte olmak hepimizi keyflendiriyordu.Dedem ayda bir aldığı mevsim balıklarını mangalda büyük bir zevkle yapar babam amcam annem yengem ve onların çocukları ile coşku içinde eğlenir,hepberaber şarkılar söylerdik.Pazar akşamları dönüş başlardı Beşiktaş iskelesinden Kadıköye.Kirlenmiş elbiselerimizin koyulduğu torbayı hep ben taşırdım.Kardeşim ise kendisini taşımaktan aciz annemin eteklerındeydi.En büyük zevklerimden birisi,annemin tüm karşı çıkmalarına rağmen,güverteye çıkıp elimdeki simidin neredeyse tamamını martılara atmaktı.Vapurun trabzanlarının ikinci çubuguna tırmanıp,korkuluğun üst tahtasını koltukaltlarım ve çenemın altına destekledimmi sapasağlam bir ek gibi oluyordum.Vapurun denizde bıraktığı beyaz köpüklerin akşam güneşindeki göz kamaştırıcı güzelliği bani uzaklara götürüyordu.Dalarken bile düşündüğüm ve o zamanlar asla çözemediğim şey ise,denize attığım simit parçasının önce köpükte dönerek kaybolup ardından bekleyen martılar için tekrar yüzeye çıkması idi.Yıllar sonra öğrenecektım suyun kaldırma kuvvetini ve uskurların yarattığı girdabın tılsımlı gücünü.
Babamın eve getırdiği paranın ne kadar olduğunu bilmiyordum ama o hep eve para getiren adamdı.Annemin kazancı ise pazarlarda sebze,meyve ve oyuncaklarımız için harcanıyordu sanki.Aklım ermiyordu o zaman zaten pekte taktığım söylenemez.Bazen yetersiz olan paranın tasarrufundan bahsediliyordu evde.Sıraya sokuluyordu harcamalar.Ama Göztepe parkına sirk geldiği zaman öncelik hep ondaydı istisnasız.Biz bile bakkal Mustafa Amcadan alacağımız lokumları kısıtlayabiliyorduk...